Cumhuriyet Bilim Teknik sayı:147 30.aralık.1989

 "R A P A N A",   S O N  İ S T İ L A C I

İLHAM  ARTÜZ

Türkiye  toprakları asırlar boyunca  pek çok istilacının uğrağı  olmuştur ama,  Türkiye’yi çevreleyen  denizlerin hemen hemen yüzyıllık bir  süreden beri  "derinden ve  sinsice" bir istila olgusu ile karşı karşıya olduğunu biliyormuydunuz ?
Ben  bu yazımda söz konusu  yüzlerce istilacıdan, bilinen en sonuncusunu anlatmak istiyorum.
Saptanabildiği  kadarı ile,  ilk defa  1946/47 döneminde Karadeniz’de birden bire ortaya çıkıveren bu istilacı, günümüz balıkçılık endüstrisinde gerçek  bir  hakimiyet  kurmuş  olan "Deniz Salyangozu" dur.
Varlığı   ilk   kez   Karadeniz’in   kuzey   kıyılarında, Kafkasya'nın sahil  şeridinde saptanan  ve boyu  20'cm kadar olabilen, bu iri kıyım deniz minaresi türü, içi kırmızımtırak turuncu, üst yüzeyi helezon  şeklinde,  uçtan  kabuk  ağzına kadar sıralanmış  düzgün  kabarcıklı,  sarı,  grimsi  ya  da, kahverengimsi  renkte, kalın  kabuklu  bir  yumuşakça türüdür.
Büyük  bir  olasılıkla  vatanı  olan  Çin  denizinden: (Çin, Japonya, Filipin  gibi  Uzakdoğu  ülkelerinden  Rusya’ya,  mal almak üzere gelen bir tankerin balast suyu veya her hangi bir geminin   karinası  altına  yapışmış  yumurta  paketleri  ile taşınmıştır.
Rapana'lar Karadenize geldikleri zamandan günümüze   kadar  Kafkasya'dan   Batıya  doğru binlerce deniz  mili kat ederek  Kırım (1949), Romanya (1955)(1), Bulgaristan (1957)ve Boğaza (1960), Marmara'ya (1966)  kadar ulaşmışlar ve sonunda   Ege'ye  (1969)  kadar  da  sarkarak, Çaltıburnu (3) dolaylarına kadar inmişlerdir. Rapana'ların    diğer   bir    kolu   da, Karadeniz’in dairesel  akıntılarını  izleyerek, Sinop-Giresun (1955)  arasına ve  buradan da tüm Doğu Karadenize (1958) (2) yayılmışlardır.
Bu  yayılışın içgüdüsel dürtüsü, beslenme gereksinimine   dayanmaktadır. Rapanalar çok obur  bir tür olarak,  midye ve istiridyeleri, bunların tükendiği yerlerde de cik-cik diye bilinen kum midyelerini, büyük çapta sömürmüşlerdir. Rapanaların bu davranışları, tarihteki   istilacıların  "yok etme  savaşı"na benzetebiliriz.
Karadeniz’de ilk kez bulunduğu 1946 dan günümüze dek, büyük bir hızla üreyen  ve  yayılan  bu  türün  esas  bilimsel  adı  "Rapana thomasiana"  (3) (=  R. venosa)  dır.   Bu  tür   1959'da  Rapana bezoar (1,2)  olarak tanımlanmışsa da,  daha sonraki araştırmalarda bu tür konusunda  farklı  bulgular  elde  edilmiştir.  Karadeniz’in kendine has ortam koşulları altında bu organizma, kısa sürede yeni bir tür  olarak  nitelendirilebilecek  bazı  değişimlere  uğramış, özellikle boy'daki büyüme nedeni  ile,  ünlü  Konkolojist F. Nordsieck tarafından 1969 da Karadenize  has  "Rapana  pontica"  (Pontus = Karadeniz) olarak adlandırılmıştır (4).
(Deniz  minarelerinde boy:  Düz bir  satıha ağız  kısmı aşağı gelecek   şekilde  kapatıldığında,  kabuk   izdüşümünün  en  büyük uzunluğudur).
Ancak tarafımızdan yapılan gözlemlere göre, Türkiye sularındaki Rapana'ların kabuk boyutları, populasyon  ve bölgedeki besin materyali yoğunluğu ile çok yakından ilgilidir. İlk yıllarda Ordu-Fatsa- Giresun kıyı şeridinde rastlanan ve yöre halkınca "Kül tablası" olarak  adlandırılan fertler,  ortalama 10cm  ve 14cm'lik azami  boya ulaşırken, daha sonra bu yöredeki populasyon artışı ve besinin   buna  bağlı  olarak  göreceli  azalması  sonucunda  boy, gittikçe  küçülmüştür. Günümüzdeki  populasyonların   pek  yoğun olmadığı Marmara'da boy 18-20cm'ye kadar varabilmektedir.
Populasyon yoğunluğunun boy  üzerindeki  etkisi  dışında  rol oynayan  diğer bir  faktör de,  "Aşırı avcılık=  overfishing" dir. Rapana'lar  günümüzde,  Algarna  veya  Dalgıç'lar  tarafında  elle toplanmaktadır. Dalgıç'lar  toplayacakları  ürünü  tek  tek  seçme olanağına sahip olduklarından, iri  fertleri  tercih  etmekte,  bu şekilde   genç  fertlere  daha  çok   yaşama  ve  yumurtama  şansı sağlamaktadırlar.  Buna karşın, deniz dibini tarayarak, genellikle her hangi bir seçim yapmaksızın av yapan algarna'lar, yüzlerce ton rapana   avlayarak  ortalama  ve  azami  boyun  küçülmesine  neden olmuşlar,   bunun  sonucu  olarak  da  doğu  Karadeniz  havzasında Rapanaların 5-6cm ve hatta daha da küçülmesine yol açmışlardır. Burada söylemek istediğim ve  bir  yanlış  anlama  olmasından korktuğum  nokta,  Algarna'nın  pek  çok  kimse  tarafından  ileri sürüldüğü gibi "yasaklanması  gerekli zararlı  bir av  aleti" gibi algılanmasının sakıncalarıdır.
Çevremizdeki  her şey, gereği  gibi kullanılmadığında zararlı ve tehlikeli olabilir. Aslında  algarna,  dipte  yaşayan  (bentik) canlıları  avlayacak en etkin ve en  uygun  araçtır.  Bu av aracı, populasyonları  koruyacak, yaşlı  fertleri avlayacak,  buna karşın genç  (ufak boydaki) fertleri  eleyecek şekilde, dizayn edilebilir. Bunun  için  ağ gözü  boyutlarının optimal ürün boyuna göre ayarlanması, ancak bu durumun doğru şekilde uygulanıp uygulanmadığının gerçekten ve iyi bir şekilde denetlenmesi zorunludur. (Ağ gözü açıklığı: Ağ  gözünü oluşturan  karenin  bir kenar  uzunluğudur.  Ölçümü,  ağ  ıslakken,  ağın  yapıldığı  ipin kalınlığına bakılmaksızın  içten içe yapılır).  Bu nedenle 1989/23 nolu su ürünleri avcılığını  düzenleyen  sirkülerin  8.  Maddesine göre, kullanılabilir ağ gözü 45'mm olarak belirtilmiştir (5).
Dalgıç'lar tarafından  sürdürülen  "toplama"  tipi  avcılığın stoklar açısından yararı  bulunmakla  birlikte,  ne  yazıktır  ki, bilinçsizce ve  avcılar  yeterince  eğitilmeksizin  sürdürülen  bu yöntem, pek çok gencin hayatına mal olacak ve/veya ömür boyu sakat bırakabilecek rizikoları da birlikte getirmektedir.
Alınabilecek  diğer bir önlem de, halen uygulanmaya çalışıldığı gibi, av alanlarının ve av sürelerinin kısıtlanmasıdır. Aynı sirkülerle Doğu Karadeniz karasularında her türlü  üretim aracı ile deniz salyangozu avcılığı 1.4.1989-31 Mart 1990 tarihleri arasında yasaklanmıştır.
1969'da   Milliyet   Gazetesinin   Düşünenlerin   düşünceleri sütunlarında  yayınladığım "Deniz Ürünleri Neden Tükeniyor" konulu yazımda, "Uzakdoğu'da çok  aranan bir  su ürünü  olan Rapana'ların ekonomik  açıdan değerlendirilmesi ile  avcılığın özendirilmesi ve sayılarının  böylece denetim altında  tutulması yararlı olacaktır" demiştim. Çok  geçmeden bu önerimin  gerçekleştiğini görmekten bir biyolog   olarak  sevindiğimi  söylemeliyim.  Nitekim,  Rapana'lar günümüzde Japon piyasasında  iyi  bir  yere  sahiptir.  Japonca'da "Sazae" diye  adlandırılan bu tür,  İngilizce’de  "Topshell" olarak tanınır.
Rapanalar, pişirildikten  sonra kabuklarından  çıkarılarak iç organlarından   arındırılırlar  ve  derin   dondurma  (şok=  quick freezing)  uygulanarak dışsatıma sunulurlar.
Rapana'lar  Uzakdoğu   denizlerine  has  bir  tür  olduğundan Akdeniz  ve Avrupa piyasalarında bilinmemekte, bu nedenle de alıcı bulamamaktadır.
Son yıllara kadar zararlı olarak kabul edilen bu istilacıların, günümüzde çok değerli bir  mal durumuna gelmesi ve su ürünleri mevzuatımızda  bir  çok  koruyucu  önlemin  alınmasına gerek duyulması, son derece düşündürücüdür. Türkiye sularında  doğal ölüme terk edilen ve ekonomiye yarar sağlayacak başka daha nice doğal kaynakların bulunduğunu biliyormuyuz ?
Bu arada unutulmaması  gereken  diğer  bir  önemli  konu  da, bilinçsiz olarak  uygulanacak  yasaklamaların  ekonomimize  olduğu kadar  doğaya ve çok duyarlı olan doğal dengeye zarar verebileceği gerçeğidir. Rapana'lar  çok obur  olması ve  yayılışını sürdürdüğü Karadeniz ve  diğer  denizlerimizde  dengeleyici  doğal  rakip  ve düşmanlarının bulunmaması nedeni  ile  hızla  üreyip  yayılan  bir organizma olarak, stok'a katılış  oranında  avlanmalı  ve  kontrol altında tutulmalıdır. Aksi halde, Rapana'ları koruyalım derken pek çok yerli türü yok edebiliriz  ki,  bunun  örneği  Bulgaristan  ve Romanya kıyılarında  bol bol yaşanmıştır. Bu  nedenle, en etkin ve emin av aracı  olan  algarnaların,  stokları  koruyacak  nitelikte yeniden dizayn edilmeleri  ve  bu  konudaki  araştırmalara  öncelik verilmesini ümit ederim.
 

Rapana thomasiana

Kaynakça:

(1) Aurella C. 1957. La Gastropode Rapana bezoar - coloniste recent de la Mer Noir. Analele sci. ale Univ. Al.I.Ciza Vol.3 Romanya.
(2) Fischer-Piette, (1960). Rapana bezoar sur la cote Turque de la Mer Noir. Hidrobiologi Seri B,Vol.V.Istanbul,
(3) Bilecik,N. 1975. La repartition du Rapana thomasiana Grosse sur la littoral Turc de la mer Noir,s'etendant de  Igneada jusqu'a Çaltiburnu CIESMM Rap.et Proc.-Verb. Vol.23 Fasc.2.
(4) Nordsieck, F. 1969. Die Europaeischen Meeresmuscheln. Gustav Fischer Verlag. Stuttgart. Sayfa,256.
(5) T.O.ve Köyişleri Bakanlığı 1989, Su ürünleri avcılığını düzenleyen 23 no.lu Sirküler, Ankara.